11.02.2013

Think like Atatürk


Anadolu Sigorta Kasko çalışması


Çalışmanın şirketi bağlayıcılığı yoktur. Sadece bir çalışmadır.

bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti


OKU!!
Bir kitapla değişecek kadar tırt bir hayatın olmasın!!! 

Asla Diz Çökme


"Tanrılar dünyayı bütün insanların paylaşması için yarattı. Ama krallar taçlarıyla ve çelik kılıçlarıyla geldiklerinde, dünyanın sadece onlara ait olduğunu iddia ettiler. Benim ağaçlarım, dediler, elmaları yiyemezsiniz. Benim derem, burada balık tutamazsınız. Benim ormanım, siz avlanamazsınız. Benim toprağım, benim suyum, benim kalem, benim kızım, ellerinizi uzak tutun yoksa keserim ellerinizi, lakin diz çökerseniz koklamanıza izin veririm belki. Bize hırsız diyorsunuz ama bir hırsız cesur, zeki ve hızlı olmak zorundadır en azından. Bir diz çökenin yapması gereken tek şey diz çökmektir."
Kılıçların Fırtınası - George Martin


1.02.2013

Hepimizin Kardeş Olduğunu Kabullenemeyen İnsan




Öz kardeşlerini gözünü kırpmadan öldüren insanların yaşadığı topraklar burası. Bilezikleri için öz annesini sevgilisine doğratan evlatların yaşadığı topraklar burası. Kızına tecavüz edildi diye öz kızını öz oğluna boğdurtan babaların yaşadığı topraklar burası. Her ne sebep olursa olsun, fikirlerini beğenmediği için bir otel dolusu insanı gözünü kırpmadan ateşe veren insanların yaşadığı topraklar burası.Bu topraklarda, mezhepleri farklı diye bir birbirini patlatan insanlar yaşıyor. Bu topraklarda, insanlar demokrasi adı altında bomba yağdırıyor gökten. Bu topraklarda insanlar dünkü komşusundan sabun imal ediyor. Bu topraklarda, bebekler ilaçsızlıktan ölüyor, babalar altı yaşındaki kızlarını eve para getirsinler diye iri yarı adamlara satıyor.Sanırım bir ayetti "şüphesiz insanoğlu zalimdir" diyor. Evet insan oğlu o kadar zalim ki kan bağı ile bağlı olduğu ailesini bile gözünü kırpmadan harcıyor. Kabil: Habil’in öz kardeşi.Bu topraklardan kastım, daha var edilirken hamuruma katılmış olan topraklardır. Bu topraklardan kastım bütün dünyadır.Şimdi birilerinin hepimizin kardeş olduğunu kabullenemeyen insana "yemin ederim, dünyanın bütün toprakları bir tek insanın kanını akıtmaya değmez." diyen Sadi’yi duyurması gerek. Yine aynı birilerinin toprağın yanına petrolü, parayı, hırsı ve diğerlerini eklemesi gerek. Kovası olanların kova, bardağı olanların elde bardak bu yangını söndürmek için seferber olması gerek. Ellinde hiçbir şey olmayanların hiç olmazsa bir damla gözyaşı akıtması gerek.

Kim sonsuza kadar bekler ki?

   Piyon, çelişkilere tosladığında bir Kral gibi düşünmeye başlar. Eğer tüm gücün AKLINsa tek başına kalırsın. Kendi ellerini tutar ve derinliğin aslında en yüksek mertebe olduğunu HATIRLARSIN. Eğer nerde olduğunu bilirsen. DÜŞMEK senin için farketmez artık. Çünkü haklı olduğunu biliyorsundur. 

Bence az sayıda insan senin iç içe geçmiş özelliklerini çözümleyebilmiş ve bir maden yatağı gibi, kazıp derinliklere indikçe, orada bulunan cevhere ulaşabilmiştir. Bir.. bilemedin iki. Sence de doğru mu bu?

En uzlaşmaz karşıtların dahi birliğini kaç kişi gördü? Kötülüğünün içindeki iyiliği, kahkahanın arkasındaki hüznü, deliliğin altındaki hikmeti ve başarısızlığın zaferini kaç kişi gördü? Belki de ben kendimden bahsediyorum birazda. Ben kendimden örnek aldım seni de bu kriterler içine oturtmak istemem.
Ve düşlerin...... düşleri gerçekleştirmeye çalışmanın daima bir nedeni vardır. Yaşam isteklerimize ulaşmanın bedellerini sürekli bize fatura edip, bizden tahsil eder. Yine de bunun için bedel ödemeye değer, çünkü hayallerim beni hayata bağlar. İyilik, doğruluk, güzellik uğruna, sevgi uğruna bedel ödemek insana zor gelmiyor doğrusu.

Kendine nasıl bir derin duyguyla bağlısın? Karanlık nasıl içinde? Nasıl bir his ki bu kadar seni üzebiliyor? Karanlığın içinde kaybolup giden çığlıkları duyabildiğinden, yüreğindeki ışıktan başkalarına da verebileceğinden emin misin?
Sana uzanan ellerin hep yanında olacağından, yüreğini verdiklerinin bir gün sırtlarını dönüp gitmeyeceğinden nasıl emin olabilirsin peki?
Doğruların itibar görmediği, erdemin kabullenilmediği, zekânın sokağa düşürüldüğü, yüceliğin alkışlanmadığı bu dünyada.


Her neyse. Hayat düşünen için komedi, hisseden için trajedidir demiş biri. Galiba bizim için ikisi de değil:).

Bozgunlar hayatımızın değişmezi ama aldırmayız buna. Kazandığımız hiçbir zafer yoktur, ama bu ne büyük zaferdir ki mağlubiyetimiz bile zaferden üstün gelir.


Zaten kim sonsuza kadar bekler ki! 

prometheus'un seyir defterinden çok eski bir yazı... 

Şizofreni


Bugün hiç utanmadım ve masaya kendimi oturtmaya karar verdim.

Şunları bir araya toplayayım. "bir güzel muhabbet ederiz" diye düşündüm. Mutfak işinden de anlarım, donattım sofrayı, epey uğraştım. Hepsinin, ayrı ayrı ne yemekten, ne içmekten hoşlandığını iyi bilirim. Oldukça da para gitti. Birinin yediğini öteki yemez. Ötekinin içtiğini beriki içmez... Üç kişilik sofra kurdum.  Hepsi  David Bowie sever. Müziği de ayarladım. Geldiler.

Bana doğru bir yolculuk yapıcaz dedim. Her boyutuma bakmak için 3 kişi oturduk masaya…

Hepsini kendi içinde kendi kuralları ile yargılamaya karar verdim.  Bakalım ortaya ne çıkacak?